Türk siyaset bilimci ve uluslararası politika uzmanı İsmail Cingöz, IRDS Merkezi (BMDAM) ile yaptığı bir röportajda konuyla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:

Ukrayna-Rusya savaşının bitirilmesi için Trump ile Putin’in anlaşmış göründüğü değerlendirilmektedir. Özellikle Alaska görüşmesinde bu konuda mutabakata vardıkları anlaşılmaktadır. Putin’in, Ukrayna’nın işgal ettiği topraklar içerisindeki kıymetli toprak elementlerini, yer altı ve yer üstü kaynaklarını Amerika’nın kullanımına açacağını, bunun karşılığında da işgal ettiği toprakların Rusya’da kalması gerektiğini Trump’a ilettiği; Trump’ın da bunu kabul ettiği değerlendirilmektedir.
Trump için şu anda acil olan ihtiyaç, kıymetli toprak elementlerine erişim sağlamaktır. Çünkü Amerika Birleşik Devletleri, kıymetli toprak elementleri ve bu elementlerden üretilen teknolojik ürünler konusunda Çin’e bağımlı durumdadır. Amerika, Çin’e olan bu bağımlılıktan kurtulmak için alternatif kıymetli toprak elementi kaynakları aramaktadır. Bu bağlamda en iddialı bölgenin şu an için Ukrayna’nın yer altı ve yer üstü kaynakları olduğu anlaşılmakta ve görülmektedir. Kaldı ki Putin, bunu Trump’a zaten vadetmiş durumdadır.
Aynı zamanda Amerika, Avustralya, Grönland ve Kanada gibi farklı ülkelerden de kıymetli toprak elementleri temin etmenin yollarını aramaktadır. Ancak Zelenski, Amerika’nın 28 maddelik talepleri içerisinde özellikle Rusya lehine olan maddeler bulunduğu kanaatinde olduğu için bu talepleri kabul etmek istememektedir.
Bununla birlikte Avrupa ülkeleri de Trump’ın 28 maddelik barış ve ateşkes önerisinde Avrupa’nın güvenliği ve toprak bütünlüğü açısından ciddi tedirginlikler yaşadıklarını beyan etmişlerdir. Bu kapsamda Almanya, Fransa ve İngiltere bir araya gelerek bir toplantı gerçekleştirmiş, Trump’ın 28 maddelik önerisinin kabul edilemez olduğunu ve Avrupa’nın aleyhine olan maddelerin çıkarılması gerektiğini ifade etmişlerdir. Bu doğrultuda söz konusu maddelerin 19’a düşürüldüğüne dair bilgiler servis edilmiştir. Dolayısıyla Avrupa ülkeleri, Zelenski’ye toprak kayıplarını kabul etmeyecek şekilde bir anlaşma önermektedir.
Buradan şu sonuç çıkmaktadır: Amerika savaşın bir an önce bitmesini isterken, Avrupa ülkeleri savaşın devam etmesini ve kaybedilen toprakların Rusya’dan geri alınmasını istemektedir. Ancak Avrupa ülkeleri, savaşın devam edebilmesi için Ukrayna’ya askeri ve lojistik destek sağlanması gerektiğini de bilmektedir. Buna karşın, Avrupa ülkeleri Amerika olmadan bu desteği tek başlarına vermekte yetersiz kalmaktadır.
Amerika ise savaşı bir an önce bitirmek amacıyla Zelenski’yi köşeye sıkıştırmak için askeri, lojistik, siyasi ve mali destekleri beklemeye almış durumdadır. Şu an itibarıyla Amerika’nın Ukrayna’ya yardım göndermediği anlaşılmaktadır. Avrupa ülkelerinin de bu desteği tek başlarına gönderecek durumda olmadıkları görülmektedir. Çünkü Avrupa ülkelerinin Ukrayna’ya sağladığı askeri ve lojistik desteklerin büyük bölümü Amerika menşeli silah ve mühimmatlardan oluşmaktadır. Amerika bu silahları Avrupa ülkelerine satmakta, Avrupa da bu silahları alarak Ukrayna’ya göndermektedir. Ancak Avrupa ülkeleri bu mali yük altında giderek zorlanmaktadır.
Avrupa ülkeleri hem savaşın bitmesini istemekte hem de destek vermekte yetersiz kalmaktadır. Aynı zamanda Ukrayna’nın yer altı ve yer üstü zenginliklerinin yalnızca Amerika tarafından kullanılmasından da rahatsızlık duymaktadırlar. Çünkü Avrupa ülkeleri, “Ukrayna’ya biz de yardım ettik ve bu zenginliklerden bizim de faydalanmamız gerekir” düşüncesini açıkça dile getirmektedir. Ancak Amerika bu zenginlikleri paylaşmak istememektedir. Dolayısıyla Amerika’nın barış önerisi şu aşamada işlerlik kazanmamakta ve somut bir sonuca ulaşacak gibi görünmemektedir.
Alternatif olarak Türkiye öne çıkmaktadır. Türkiye’nin tarafsız tutumu, Ukrayna ve Rusya’yı bir araya getirebilecek niteliktedir. Ancak Ukrayna, tek başına karar almamaktadır. Avrupa ülkeleri, Ukrayna’yı savaşa zorlayacak ve teşvik edecek adımlar atmaktadır. Nitekim Zelenski Türkiye’ye gelerek Sayın Erdoğan ile görüşmüş, ancak bu görüşmenin hemen ardından Zelenski’nin talimatıyla Karadeniz’de Rusya’ya yük taşıyan kargo gemileri ve yakıt tankerleri vurulmuştur.
Zelenski bir yandan barış istediğini söyleyip Türkiye’den arabuluculuk talep ederken, diğer yandan Rusya’ya yük taşıyan gemileri hedef alarak süreci baltalamaktadır. Bu durum, Zelenski’nin çelişkili ve ikircikli kararlar alarak süreci işlemez hale getirdiğini göstermektedir. Ukrayna’nın Rus gemilerine yönelik saldırılarının ardından Rusya da misilleme olarak Ukrayna’nın yük gemilerini ve limanlarını vurmaktadır. Bu karşılıklı saldırılar, barış görüşmelerine olan umutları giderek azaltmaktadır.
Öte yandan Türkiye’nin arabulucu olarak öne çıkmasını istemeyen aktörlerin olduğu da açıktır. Türkiye, Ukrayna ve Rusya’ya eşit mesafede durmakta; NATO ülkeleriyle birlikte Rusya’ya uygulanan ambargolara dahil olmamaktadır. Bu tutum Türkiye’ye uluslararası alanda prestij kazandırmaktadır. Ancak Türkiye’nin artan bu prestijinden rahatsız olan bazı Avrupa ülkeleri, Zelenski’yi kışkırtarak Türkiye’yi savaşa dahil etmeye çalışmaktadır. Özellikle Türkiye’nin kara suları ve münhasır ekonomik alanlarına yakın bölgelerde Rus gemilerinin vurulması, Türkiye’yi taraf haline getirme çabası olarak değerlendirilmektedir.
Türkiye ise aklıselim davranarak bu süreci sakin ve kontrollü bir şekilde yönetmeye çalışmaktadır. Türkiye dışında herhangi bir arabulucu ülke emperyalist çıkarlarla hareket edecektir. Türkiye de elbette kendi çıkarlarını gözetmektedir; ancak Rusya ve Ukrayna’ya emperyalist bir yaklaşım sergilemeyecektir. Türkiye’nin temel amacı, Karadeniz’de güvenliği ve barışı sağlayarak ticaretin sorunsuz şekilde devam etmesini temin etmektir.
Önümüzdeki süreç, başta Zelenski’nin tutum ve davranışları olmak üzere Putin’in ve bu süreci destekleyen ülkelerin yaklaşımlarına göre şekillenecektir. Ancak Zelenski’nin bir noktada toprak kayıplarını kabullenmek zorunda kalacağı görülmektedir. Çünkü savaşın mevcut seyri, Ukrayna’nın bu savaşı uzun süre devam ettirmekte zorlanacağını göstermektedir. Ukrayna hem askeri kapasite hem de asker temini konusunda ciddi sıkıntılar yaşayacaktır.
Rusya da bu savaşta hem askeri hem ekonomik olarak olumsuz etkilenmiştir; ancak Ukrayna ile karşılaştırıldığında Ukrayna’nın kayıpları ve uzun vadeli dayanıklılığı çok daha düşük seviyededir. Zelenski ve Putin’in Türkiye’de bir araya gelmesi durumunda daha makul bir orta yol bulunması mümkündür. Ancak Putin, Ukrayna’da işgal ettiği topraklardan çıkmamak için elinden geleni yapacak; Kırım’ın ilhakı Ukrayna tarafından kabul edilmeden kapsamlı bir barışın sağlanması ihtimali oldukça zayıf görünmektedir.
Sonuç olarak, Karadeniz’de Ukrayna-Rusya savaşına ilişkin Türkiye’nin masada olmadığı bir anlaşmanın uzun vadeli olma ihtimali oldukça düşüktür. Türkiye’nin tarafsızlığı, ağırlığı ve diplomatik gücü, savaşın ve barışın seyrinde kritik bir rol oynamaktadır. Türkiye’nin arabulucu ya da gözlemci olarak masada yer alması halinde, imzalanacak anlaşmanın daha kalıcı ve istikrarlı olması mümkün olacaktır.
Turan Əlizadə






