Türk siyaset uzmanı, Uluslararası İlişkiler Profesörü Hüsamettin İnaç, İRDS Center ile yaptığı bir röportajda konuyla ilgili şu ifadeleri kullandı:

Özellikle bugün ABD’nin Venezuela’ya yönelik gerçekleştirdiği saldırı, hepimiz için oldukça şaşırtıcı bir gelişme oldu. Bilindiği üzere Venezuela, son dönemde ciddi bir abluka altına alınmıştı. Bu kuşatmanın temel nedeni, ülkenin sahip olduğu son derece zengin doğal gaz ve petrol yataklarıdır. Trump, şaşırtıcı bir iddiayla bu kaynakların aslında kendilerine ait olduğunu ve Venezuela’nın bunları ‘çaldığını’ ileri sürdü. Bununla da yetinmeyen Trump, Venezuela’yı ‘narko-devlet’ ilan ederek ABD’ye uyuşturucu sokmakla suçladı; ayrıca terör örgütlerinin ve çetelerin ‘göçmen’ kılıfı altında ABD’ye sızdırıldığını iddia etti.
Tüm bunlar, aslında hepimizin açıkça gördüğü üzere birer bahane ve kurgulanmış gerekçelerden ibarettir. Trump yönetimi, 40 trilyon dolara ulaşan dış borcunu ödeyebilmek adına; doğal gaz, petrol ve nadir elementlere sahip ülkeleri hedef alarak çeşitli bahanelerle müdahale etmektedir. Bağımsız ve egemen bir devletin bu denli bir saldırıya maruz kalması, dünyayı çok daha güvensiz bir yer haline getirmiştir. Bu durum, gelecekte her ülkenin benzer bir saldırının hedefi olabileceği ihtimalini doğurmaktadır. Bu bağlamda, ABD’nin bu tutumuyla birlikte Trump, ‘barış elçisi’ olma iddiasını büyük ölçüde kaybetmiştir.
ABD, zaten son 15-20 yıllık süreçte küresel hegemon güç olma vasfını zayıflatan gelişmeler yaşamakta ve itibarını kademeli olarak yitirmektedir. Dolayısıyla bundan sonraki süreçte ABD’nin arabuluculuğu veya kolaylaştırıcılığı ile sağlanan barış girişimleri; kalıcı, adil ve hakkaniyetli olmayacaktır. Nitekim Trump’ın ‘sekiz bölgede barışı sağladık’ yönündeki ifadeleri, gerçekliği olmayan içi boş söylemlerdir. Örneğin, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki barış sürecine baktığımızda, ateşkesin çok daha önceden sağlandığı görülmektedir. Trump yönetimi, yalnızca bir şov aracı olarak tarafları ABD’de bir araya getirip durumu tescillemiştir.
Bugün gelinen noktada, ABD’nin dahil olduğu pek çok barış girişimi bozulmaya yüz tutmuştur. Ukrayna-Rusya meselesinde hala çözüm üretemeyen, Gazze’deki soykırım sürecinde ise Filistin’in geleceğine dair net bir irade ortaya koyamayan bir ABD tablosuyla karşı karşıyayız. ABD, kısa vadeli beklentileri uğruna gücünü ve prestijini mütemadiyen kaybetmektedir. Bu saldırgan tutum, diğer coğrafyalar için de tehlikeli bir emsal teşkil etmektedir.
Tüm bunlar, Birleşmiş Milletler sisteminin ve İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası hukuk düzeninin artık işlemediğinin en bariz kanıtlarıdır. Savunma Bakanlığı’nı adeta bir ‘Savaş Bakanlığı’na dönüştüren Trump yönetiminin, dünyada barışı tesis edecek yetenek ve niyetten oldukça uzak olduğu açıkça görülmektedir.
Turan Alizade






