Türk siyaset uzmanı, Uluslararası İlişkiler Profesörü Hüsamettin İnaç, İRDS Merkezi (BMDAM) ile yaptığı bir röportajda konuyla ilgili şu ifadeleri kullandı:

Öncelikle sorunuz için teşekkür ederim; son derece isabetli bir yaklaşım. Şimdi, Trump yaklaşık 30 trilyon dolarlık dış borçla bir devleti devraldı. Dolayısıyla bu borçları önemli ölçüde ödeyebilme çabası içerisindedir. Bu bağlamda, nadir toprak elementlerine, petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahip olan her bölgeyi mümkün mertebe zorlayarak ya da müdahaleyle kontrol altına almaya çalışmaktadır.
Özellikle bu dönemde, iki kutuplu dünyanın sona erdiği, yeni bir dünya düzeninin inşa edilmeye çalışıldığı ve Amerika’nın hegemon bir güç olmaktan yavaş yavaş gerilediği bir süreç yaşanmaktadır. Buna rağmen Rusya ve Çin gibi aktörlerin güçlü bir alternatif oluşturamaması ve Avrupa Birliği’nin Ukrayna–Rusya Savaşı neticesinde çok hızlı biçimde güç kaybetmesi, maalesef Amerika’yı dünyada rakipsiz ve karşı konulamaz bir güç konumuna getirmiştir.
Bu nedenle Trump’ın temel hedefi, savaşları sona erdirmek ya da kalıcı bir barış tesis etmek değildir. Aksine, kırılgan ve geçici ateşkesler sağlayarak kendisini bir barış elçisi gibi sunmaya çalışmaktadır. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, Azerbaycan ile Ermenistan arasında zaten yaklaşık bir yıl önce varılmış olan ateşkesi, sanki kendisi sağlamış gibi kamuoyuna sunmasıdır. Nitekim, “savaşı bitirdim” dediği birçok bölgede çatışmalar yeniden patlak vermiştir.
Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında, Trump’ın asıl niyeti barış sağlamak ya da insanlığın huzur ve refah içinde yaşayacağı bir dünya bırakmak değildir. Tam tersine, kendi iktidarını meşrulaştırmak amacıyla, barış yapıyormuş görüntüsü vererek bu algıyı ve gösteriyi üretmeye çalışmaktadır.
Grönland meselesinde de ciddi bir askerî veya siyasî hamle ihtimali söz konusudur. Bunun provasını Venezuela’da yapmıştır. Venezuela’ya karşı durması ya da onunla birlikte hareket etmesi gereken Rusya, Çin ve İran gibi ülkelerin yeterli desteği vermemesi, Trump’a başka bir bölgeye saldırması hâlinde de sonuç alabileceği hissini vermiştir.
Özellikle Rusya karşısında konumlanan emperyal güçlerin hareketsiz kalması ve Amerika’ya karşı etkin bir kutup oluşturamaması, ABD’yi daha da cesaretlendirmektedir. Trump da bu durumu fırsata çevirerek, tabiri caizse enerji, doğal gaz, petrol ve nadir toprak elementlerine sahip her bölgeye bu konjonktürü kullanarak yönelmektedir.
Bu nedenle, içinde bulunduğumuz dönemi insanlık ve küresel güvenlik açısından son derece kırılgan ve güvensiz bir dönem olarak nitelendirmek yanlış olmayacaktır. Zira İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Uluslararası Adalet Divanı gibi kurumlar artık büyük ölçüde işlevsiz hâle gelmiştir.
Dahası, bu düzeni kuran Amerika Birleşik Devletleri de ciddi bir güç kaybı riskiyle karşı karşıyadır. Trump bunun farkındadır: Amerika birinci güç olmaktan düşüp ikinci sıraya gerilerse, ülke 50 eyaletin dağılma sürecine girmesi gibi ciddi bir iç parçalanma riskiyle yüzleşecektir; bunun Teksas’tan başlayabileceği dahi konuşulmaktadır.
Bu nedenle Trump, Amerika’nın uzun vadeli istikrarını ve refahını koruyabilmek adına savaşları fiilen sürdürmeyi, ancak bunu kısa süreli ateşkesler ve göstermelik barışlar ile kamufle etmeyi tercih etmektedir. Böylece kamuoyunu yanıltarak gerçek niyetini perdelemeye çalışmaktadır.
Hüsamettin İnaç
Turan Əlizadə






